Isparta'dan 6 Ayrı Deneyim #1

 

22 Aralık Pazar Saat 12.30,

 

 Isparta'da yapacağımız ilk gezi için bölgemizi planlamıştık. Isparta Meydan AVM çevresinden başlayacağımız ‘’Keşif gezimiz’’ öncesi, çok uygun bir fiyata (2 TL) çay içebileceğimiz bir mekana geçtik. Mekanın ismi ''Atatürk Parkı'' ve sadece çay değil, diğer yiyecek içeceklerin de fiyatları gayet uygun.


                                           (Atatürk Parkı 2021)

 

Ben kahvaltımı yalnızca bir poğaça ve çay ile geçiştirdim.  Çok zaman kaybetmeden, spontane gelişecek durumlar ve keşfedilecek mekanlar için yola çıktık!


Firdevs Bey Bedesten Kapalı Çarşısı

 

Tam merkezde etrafımıza bakınarak yürüyorduk. Daha yürüyüşümüzün ilk dakikalarında, yanımızda tarihi bir yapı fark ettik. İsmi ‘’Firdevs Bey Bedesten Kapalı Çarşısı’’ olarak geçen tarihi yapının boyutu oldukça küçüktü. İçinde bir elin parmak sayısını geçmeyecek kadar işletme vardı. Pazar günü denk gelmemizden dolayı, hiçbiri açık değildi.



Kentteki Mimar Sinan Camisi'ne gelir sağlaması amacıyla dönemin Isparta Valisi Firdevs Bey tarafından 1561'de yaptırıldı. Yapısı tam anlamıyla bir Klasik Osmanlı Mimarisidir. 1967 sonrası tekrar faaliyete geçti. 

Özellikle içinde bulunan doğal sabunlar dikkatimizi çekmişti.

AVM’de Müzikale Denk Geldik!

 

Bedesten Bey Çarşısı’ndan çıkıp, Isparta Meydan AVM’ye doğru yola koyulduk. Önce kendisinden başlayıp, çevresini de gezeceğimiz yer işte tam da burasıydı. Daha önce girdiğimiz bir yer olsa bile, fırsat kovalama ve macera yaşama isteğiyle içine ilk defa giriyorduk. Bir AVM gezisinde insan neler yaşayabilir ki? En fazla, alışveriş yapan insanların yanından geçip alışveriş yapmaya koyulur. Ya da sadece etrafına bakınmak için geziyordur. Bizim bakış açımız da böyleydi.

Tüm katları dolaştıktan sonra, AVM’den çıktık. 

Hemen yakınımızda, tiyatro ve konser gösterilerinin yapıldığı bir salon katı vardı. Girişinde ‘’Atatürk Kütüphanesi’’ isminde küçük bir kütüphane bizi karşıladı. Oldukça küçük, yetkilisi orada gözükmeyen bir kütüphaneydi bu. Durmuş bir yürüyen merdiven aşağı doğru uzanıyordu. Bu merdivenden aşağı inip merakla etrafımıza baktık. İnsanlar bir resim sergisine bakıyorlardı. Biz de aralarına katıldık ve resimler hakkında küçük küçük yorumlarımızı paylaştık. İsmi, ‘’Gül Salonu’’ olan gösteri salonunun içinden piyano sesi geliyordu. Onu takip ettik ve kendimizi bir anda müzikalin içinde bulduk! Rastgele bir koltuk bulup oturduk, çocukların konser performanslarını izledik.



Mertcan ve ben performansları izlerken çok eğlendik. Yaklaşık yarım saat izledikten sonra, salondan ayrılıp rotamızı uzaklaştırdık.


Isparta Etnografya ve Halı Kilim Müzesi

 

Kendimizi sokaklarda kaybederken, büyük bir gül heykeli ve yanında uzun, saatli bir kule gördük. Artık nereye gideceğimizi daha iyi biliyorduk. Merak, bize rehberlik etti. Gittiğimiz yer, ‘’Isparta Etnografya ve Halı Kilim Müzesi’’ idi.



                                               (Müzenin drone ile çekilen bir görüntüsü)

 

İçeriye girdiğimizde bizi karşılayan güvenlik, müzenin on katlı olduğunu belirtti. Etrafımıza bakınırken, müzenin henüz ‘’Etnografya’’ kısmında olduğumuzu anladık. İlk katta bulunan eski fotoğraf makineleri, gramofonlar, kitaplar, radyo ve televizyonlar ilgimi en çok çekenler oldu. 

Bir alt katta ise halılara ve kilimlere dair izler bulmak mümkündü. Önce aşağıya inmeyi kararlaştırdık Mertcan’la. İndiğimiz bu katta en çok hatırımızda kalanlar, kurtuluş savaşı gazilerinin ve şehitlerinin işlendiği çerçeveli halılardı.


Başka 
dikkatimizi çeken eser ise bir maketti. Isparta’nın meşhur dağı olan Davraz’daki kayak merkezinin bir maketiydi bu. Kim bilir belki yarına kalmaz orada olabiliriz! 

                                           (Davraz Kayak Merkezi)

 

Üst katlara çıkmak için asansöre bindik. İkinci kata çıktığımızda oldukça uzun bir sergi salonuyla karşılaştık. Sağımızda, solumuzda onlarca halı vardı. Türkiye’nin en büyük halı müzesi olduğunu düşünürsek, gayet normaldi. Halıların arasından çıktığımızda; Yörük çadırı, silahlar, savaş aletleri gördük.

 

İkinci katı bitirdiğimizde, diğer katları gezmek için yeterli zamanımız olmadığı için en üst kata çıkmaya karar verdik. Diğer katlar tamamen halılarla doluydu. Bir rehber eşliğinde gitseydik anlayabileceğimiz detayları, anlamadan gezmenin bir manası yoktu.
En üst katta tüm Isparta’yı görebileceğimiz bir manzara vardı. Bize tanıdık gelen yerleri bulmaya çalıştık ve bir diğer rotamızı belirledik. Tabii ki bir manzara fotoğrafı çekmeden inmedik.






Aya Baniya Kilisesi (Aya Panaya)

 

 

Aslında, eski Isparta evlerini görmek için saptığımız bir yoldu. Tarihi bir kilise yapısı gördüğümde bunu Mertcan’a belirttim. Kendimizi çok geçmeden orada bulduk. İsmini öncesinden duyduğum bir kiliseydi. Fakat fotoğraflarda göründüğünden çok daha yeni duruyordu. Etrafını güvenlik sarmıştı. Güvenlikten rica ederek bahçeye girdik. 1750 yılında inşa edilmiş kilisenin şu an  restore aşamasında olduğunun

bilgisini aldık.
 

Gelecek aylarda ‘’Kokuhane’’ olarak tekrar hizmete girecek olan kilisenin (Pardon kilise demişim!) içinde atölyeler, kütüphaneler, sergiler olacak.

 


Cumhuriyet Hamamı


Kilisenin çıkışından rastgele bir yola saptık. Gözüme bir tarihi yapı daha iliştiğinde bunu takip etmemek olmazdı. Oraya doğru yol aldık ve içine girdiğimizde bizi samimi şekilde karşıladılar. Yapısı tarihi bir bina gibi gözüken bu hamamın asıl yapılma tarihi 1982.



1999’da bir patlamayla gündeme gelen hamamın en üst katına çıkmanın yolunu bulamadık. Yine de gezebildiğimiz kadarını gezdik. En alt katında çay içen müşterilerle tatlı bir diyalog yaşadık. Çok beklemeden aklımızda kalan eski Isparta evlerine koyulduk.

Sanat Kasabası & Eski Ev


Eski Isparta evleri sandığımız yapıların aslında iki ayrı işletme olduğunu öğrendik. İkisi de oldukça tatlı, nostaljik ve romantik bir hava taşıyordu. Arkadaşlarınızla farklı bir deneyim için, sevgilinizle romantik anlarınızı süslemek için güzel mekanlar olduğunu söyleyebilirim.





Özetimiz ve Edindiklerimiz


Bugün, yalnızca 4 saatte 6 farklı yer gördük. 4 saatte pek çok insanla

konuştuk ve yeni şeyler öğrendik. İlk noktamıza geri döndük. Atatürk

parkında oturup yaptıklarımızı ve yaşadıklarımızı değerlendirdik:

 1) Söz konusu yeni deneyimlerse, önyargılı olmak engelleyici bir tutumdur.

2) Hiçbir yer göründüğü kadar boş olmayabilir!

3) Gidilen yerlerde araştırmacı ve öğrenmeye açık bir tutum, gelecekte yapılacak aktiviteler için daha donanımlı olmamızı sağlıyor. 

4)Sokak aralarının dahi pek çok şey barındırabildiğini gördük.

5)Henüz ikinci günümüzden hayatımıza kattığımız bu kadar anı, bizi daha çok motive ediyor.



Bir daha ki deneyimlerimizi ve maceralarımızı sizlerle paylaşana dek, hoşçakalın!


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Stoacılık Eleştirilerim

Stoacılık Notları

Büyümeyi Reddeden İnsanlar (PUER AETERNUS)