Kayıtlar

İstanbul Gezisi #1-Beyoğlu

Resim
İstanbul'a Yolculuk 00.45'te kalkacak İstanbul otobüsünü beklerken epeyce heyecanlıydım. Ancak televizyonda, filmlerde veya dizilerde gördüğüm o koca şehri, canlı gözlerle göreceğim içindi bu heyecan. Doğrusu zihnimde canlandırdığım İstanbul, koca bir okyanusa benziyordu. Olasılıklar zihnimde hızlıca akıp gidiyordu. Otogarda bir bankta oturmuş, elimdeki kitabı okumaya gayret ediyordum. Neyse ki odaklanabilmiştim ki, zamanın nasıl geçtiğini anlamamıştım. Otobüs gelmişti. Yaklaşık 11 saat sürecek uzun yolculuğum başlamak üzereydi. Motor çalıştığı anda, kulaklığımı çoktan takmıştım ve kafamı cama yaslamıştım. Otobüsün ışıkları kapandığında, (en sevdiğim anlardan birisidir yolculukta) geriye farların ve ay ışığının aydınlattığı manzaraları görmek kalıyordu. Bazen de sadece yolu izler, dalıp giderdim. Bu sırada kaç şarkı değişti bilmiyorum. Ancak hangi şehirde olduğumuzu gösteren tabelalara çok dikkat ediyordum. Afyon, Kütahya, Bilecik, Bursa, Kocaeli... Tesislerde inmek yerine, mot...

Nihilizm de Bir Fikirdir

Resim
Hayatın anlamlı olduğunu düşünmek, bir yük olabileceği gibi, aynı zamanda yolun pürüzsüz olmasını da sağlayabilir. Pürüzsüz bir yolda giden insanın da, hayatın anlamıyla ilgili dertlerinin olması mümkün. Çünkü yol pürüzsüz olsa bile, yolu kapatan bir heyelan sonucunda, o yolun aslında bir illüzyon olduğunu anlarsın. Heyelan yolu kapatmaz. O ''yol'' denilen gerçekliği sarsar. Bu da nihilizmin doğması için iyi bir zemin sağlar. Bazı insanlar bunu çocuklukta, ergenlikte yaşarken; bazı insanlar bunu yetişkin olduğunda anlar. Diğerleri ise ömür boyunca bu ''anlamsızlık'' düşüncesini tatmaz bile. Belki öyle bir ortama hiç girmediler ve kendi kabuklarından çıkabilecekleri hiçbir şeyi yaşamadılar. Nihilizmin karanlık boşluğuna çekilen insanlar, bunu sorgulamadan asla yapamazlar. Sonuçta hayatın, evrenin bir amaca hizmet etmediğini ve anlamsız olduğunu söyleyebilmek için ciddi bir sorgulama süreci gerekir. Sadece varoluşsal değil, toplumsal ve kültürel değerler d...

Tartışma ve Haklı Çıkma Sanatı-II

Resim
  A. Schopenhauer'in ''Eristik Diyalektik'' kitabından yardım alarak yazdığım serinin ilk bölümünde, tartışmalarda haklı çıkmak için kullanılan 5 farklı hileyi ele almıştım. Ayrıca, tartışmaya değecek insanın hangi özelliklere sahip olması gerektiğinden bahsetmiştim.  Bu bölümde bahsedeceğim hileler, önceki yazının devamı olacak. Bunlar: 6-Kanıtı Varsayma (Petitio Principii) 7-Bir Anda Çok Soru Sorma 8-Kızdırma 9-Soru Sırasını Karıştırma 10- Zıddını sormak  HİLE 6: Kanıtı Varsayma (Petitio Principii) Bu hilede, henüz kanıtlanmamış bir yargıyı, kanıtlanmış gibi sunarsınız. Kurduğunuz argümanın arasına sıkıştırıp, görünmez kılarsınız. Böylece karşı taraf, sunduğunuz argümana genel olarak cevap vermeye çalışırken, kanıtlanmamış bir yargıyı yem olarak yutacaktır. Bu soru sorarken yapılırsa daha kuvvetli olur. Çünkü karşı taraf soruya nasıl cevap vereceğini düşünürken, soruyu sorgulamaz.  Mesela: ''Bak! Yıldız kaydı, ne dilek diledin?''  ''Onun kö...

Tartışma ve Haklı Çıkma Sanatı -I

Resim
Tartışmaların çoğu hakikati aramak için değil, üstünlük kurmak için yapılır.  Dolayısıyla nesnel açıdan haklı olmanız, tartışmanın lehinize sonuçlanacağını garantilemez. Tartışmayı dinleyenler, eşlik edenler sizi haksız bulabilir, hatta zaman zaman savunduğunuz fikirden siz bile şüphe edebilirsiniz. Mesela karşı tarafın sunduğu bir kanıt, sizin kanıtınızı çürütebilir. Bu haksız olduğunuzu tek başına kanıtlamaz. Ancak tartışmanın yönünü değiştirebilir. Böylece siz haksız görünürsünüz. Yani mesele burada gerçekten haklı olmak değil, haklı çıkmaktır.  Bu durumu Schopenhauer, ''Eristik Diyalektik'' adıyla sistemleştirir. Metin halk dilinde '' Haklı çıkma sanatı'' olarak da bilinir. Schopenhauer'in alaycı bir tonla yazdığı, aynı isme sahip (Eristik Diyalektik) kitabı da, tartışma sanatının inceliklerini ifşa eder. Tabii kitapta bahsedilen, gerçek bir tartışma yürütmekten ziyade, etik olmayan yöntemlerle tartışmadan galip çıkmaktır. Dolayısıyla bu yazıda b...

Derinlikten Uzak Olan Popüler Oluyor

Resim
  Günümüzde herhangi bir  müzik platformunun ‘’En çok dinlenenler’’ listesine bakınca, zirveyi paylaşan şarkıların bazı özellikleri dikkatimi çekiyor:   Şarkılar genellikle kısa, sözler basit ve yüzeysel, elektronik öğeler baskın. Dinlenmek için değil, tüketilmek için üretilmiş müzikler… Hızlı ve yüzeysel tüketime alışmış toplumun el üstünde tutacağı özelliklere sahip hepsi. Sonuç olarak da, onları zirvede görüyoruz. Bir ara ‘’beyin çürümesi’’ oldukça popüler bir kullanımdı. Akla değil de, insanın haz ve şiddet dürtülerine oynayan seks, alkol, uyuşturucu, lüks, şöhret içerikli şarkılar bana bu kullanımı hatırlatıyor. Fakat tüm bu saydıklarımın aksine, derinlik, sabır ve akıl ister. Hatta bazen rahatsız eder. Bir şarkı, bu çağda böyle özellikler barındırırsa, nasıl popüler olsun? Hız çağındayız ne de olsa. Bir şarkı daha ikinci dakikasında dinleyiciyi zorlamaya başlarsa risklidir. Bu risk algoritmalar tarafından ödüllendirilmez. Çünkü algoritmalar niteliğe değil, n...

Stoacılık Eleştirilerim

Resim
  Bir önceki yazımda, Stoacılık felsefesini, aldığım notlar ve çıkarımlarım üzerinden size anlatmaya çalıştım.  Ne kadar güçlü ve günlük hayata uygulanabilir bir felsefe olsa da, onu daha iyi anlamanın yolu yalnızca güçlü yanlarını değil, zayıf kaldığı noktaları da görmektir. Hayatın sırrını teoride çözdüğü gibi, pratikte de çözen bir felsefe olmasa gerek. Dolayısıyla, bu yazıda Stoa felsefesinin zayıf ve eleştirdiğim yönlerini okuyacaksınız. Duyarsızlaşma   Stoacı filozoflar, insanın dışarıya değil, kendi düşüncelerine odaklanıp onları sorgulaması ve gerçekliğe uygun bir biçime sokmasını savunur. Dolayısıyla, gerçekleşen olayların bize hissettirdiği duygu, düşüncelerimizden kaynaklanıyor. Dinginlik halinde değilsek, (hep öyle olmamız mümkün değil) düşüncelerimize dönmemiz gerekiyor. Peki, her zaman kendi düşüncelerimize odaklanıp, huzurlu olmaya çabalarsak, dışarıdaki adaletsizliklere ve haksızlıklara neden sesimizi yükseltelim? Bir haksızlıktan dolayı öfkelenmek, strese...

Stoacılık Notları

Resim
  Antik dönemlerde, insanlar mutlu, huzurlu ve anlamlı hayat yaşamanın yollarını ararlardı. Bazıları için mutluluk, acıdan kaçıp hazza yönelerek mümkündü. Başka bakış açılarına göre ise mutluluk, maldan mülkten bağımsız ve özgür olarak mümkün olurdu. Helenistik dönemin önde gelen felsefe okulları; kiniklere, epikürcülere ve stoacılara aitti. Epikürcülük, mutlu bir hayatın, acıyı en aza indirip zevke odaklanarak mümkün olacağını savunurdu. Zaten doğamız acıdan uzak durup, zevk ve keyif almaya eğilimlidir. Günümüzde insanlar, bu eğilimin kurbanı olmuş; kapitalizm laboratuvarında kullanılan denekler olarak, ekranlara ve tuşlara kilitlenmiştir. Hazlarla uyuyup, acının onu uyandırmasından kaçmaya alışmıştır. Ve günümüzde haz seçeneği o kadar fazladır ki, gerçeği perdelemek zor değildir.  Çünkü insanlar, onlara haz veren yalanları, acı ve huzursuzluk veren gerçeklere tercih ederler.  Fakat bu döngüden çıkmayı ve ''gerçek'' mutluluğu yakalamak isteyen insanlar kendisine farklı...